Yaşam

Sürrealist Sanatçı Vahap Aydoğan: “Beyaz tuval ile insan arasında bir köprüyüm”

Olağanüstü bir ressam olan Vahap Aydoğan, sanat dünyasının merkezine insanı koyan bir yolculuğa çıkar. Çalışmalarında çatlak duvarlar, minimalist gölge figürleri ve oyun kartları gibi beklenmedik araçları kullanarak özgün bir üslup yaratıyor. Ancak bu sadece bir seçim değil, derin bir anlam taşıyor. Vahap Aydoğan’ın eserleri, insanların iç dünyalarının aynasıdır. Çatlak duvarlar, insan zorluklarını, mücadelelerini ve kırılganlığını sembolize ederken, gölge figürler insanın varoluşsal sorgulamalarını yansıtıyor. Kağıt oynamak ise hayat oyunlarına, tevafuklara ve kaderin eline işaret eder. Sanatçı ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide sürrealist ressam Vahap Aydoğan’ın sanat yolculuğunu, insan biyografilerini kaynak olarak kullanma nedenlerini ve daha fazlasını konuştuk.

– Resimlerinizin bir karakteri ve ruhu olduğunu düşünüyorum. Resimlerinizi yaratırken iç dünyanızdan, yaşadıklarınızdan ve ilham aldığınız unsurlardan nasıl besleniyorsunuz? Bu süreçte sizi yönlendiren veya etkileyen belirli değerler veya idealler var mı?

İlgili Makaleler

İnsanların ideallerden çok yaşamdaki süreçlerden beslendiğini söylemek daha doğru olur. Hayatta hepimizin tökezlediği ve kaçırdığı zamanlar olmuştur. Bu dönemleri hayatın en kötü ve en ölümcül sokakları olarak düşünebilirsiniz. Ancak bu çıkmazlar ve en kötü deneyimlerim aslında sanatsal üretim açısından en verimli zamanlarım diyebilirim. Çatlak duvarlar ve minimal insanların iç içe geçmiş dağınıklığı bana tamamen ilham verdi ve yol gösterdi.

– İlk duyduğumda ilgimi çekmişti, o yüzden hızlıca sormak istiyorum: Sürrealist sanatçıların yapıtlarına baktığımızda öne çıkan ortak özellik, zaman/yer algısındaki tutarsızlık, ortadaki imgelerin uyumsuzluğu ve hayal edilenin inandırıcı gerçeklikle kurgulanması. Ama önce sorduğunuz sorularla insanların hikayelerini dinliyorsunuz sonra onları tuvale resmediyorsunuz ve bildiğim kadarıyla her resimde hikaye gerçek ama silüetler temsili. Benzetme görüntülerde örtülüdür. Muhtemelen bu durumda çalışan ilk ve tek ressamsınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı ve kendinizi bu alanda nasıl geliştirdiniz?

İster fotoğraf, ister müzik ya da şiir ile ilgili eserler yaratın, eserin özgünlüğü ve binlerce eserin tanınması, net bir çizgiye sahip olmanızı belirler. Biyografimi tek başıma tasarladığımda çalışmalarımın bu temel üzerinde gelişeceğini düşünmemiştim. Ayrıca biyografinin resme uyarlanması pek çok risk içeren bir süreçtir. Sanatta kemikleşmiş bir üslup varsa bu aslında bir yol demektir. O yola girmezsin çünkü o yol sana aittir ve sen o yolun yolcusu değil, yolun kendisisin. Yollarımın kesiştiği 22 yıllık bir süreçten sonra geldiğim nokta… Özetle; Deneyim, yaratıcı düşünce ve yaşamı ortak bir paydada buluşturarak gerçeküstü biyografiler çizmeye başladım. Bir de işin etki kısmı var mesela; Sanat öyle derin bir kuyu ki Yusuf’un yüzünü, Nemrut’un silüetini, Shakespeare’in Hamlet’ini, Mozart’ın eserlerini bu kuyuda görmek ve dinlemek mümkün.

– Biyografi çizimlerinizde insanlarla nasıl bir etkileşim süreci yaşıyorsunuz? Hayatları hakkında bilgi almak için nasıl bir yol izliyorsunuz, süreç nasıl ilerliyor?

Benim işim aslında sonlu bir meta ile sonsuz bir dünya inşa etme çabası. Bunu bir gezi olarak düşünelim. Bazen birdenbire yola çıkarsınız ve bagajınız olmadan ayrılırsınız. Bazen o kadar hazırlanırsın ki biletini ve valizini aylar öncesinden hazırlarsın. Bu bir kişinin karakteriyle ilgili bir durumdur.

Soru-cevap kısmında ise soruları kolaydan karmaşığa doğru, gerçek ve yüzeyselden çok derine doğru soruyorum. Sabit bir sorunun olması olguyu mümkün kılmaz. Sanat, spor, medya, sağlık ve her statüden insanla çalıştığım için standart sorular sormak imkansız hale geliyor. Ben sadece bir dinleyici miyim? Tam olarak değil ama çok iyi bir dinleyiciyimdir. Tabii merak ettiğim konular da var. Daha önce de söylediğim gibi ben beyaz tuval ile insan arasında bir köprüyüm.

Çalışmanız da bana çok yardımcı oluyor. Her insanın evrende bir gezegen kadar yer kapladığına inanıyorum. Onlarla birlikte yaşayarak herkesin kendisini merkeze aldığı bir süreçten geçtiğimi fark ettim. Hepimize o kadar çok ki aslında her insan bir dünyadır. İnsanları dinlemek, empati kurmak ve onlarla seyahat etmek bana büyük bir derinlik kattı diyebilirim. Ayrıca farklı sosyal çevrelerden insanlarla tanışmak ve onların hayatlarından kesitler dinlemek bende olumlu ve olumsuz izler bıraktı.

– Resimlerinizin üretim aşamasında insanlarla birlikte ağır bir ruhsal yolculuğa çıktığınızı biliyoruz. Nasıl oluyor da seni hiç tanımayan insanlar sana hayatlarını en derinlerine kadar anlatabiliyor?

Sadece fotoğrafta değil, birine bir sır verdiğinizde ilk uyanan görüntü inanç duygusudur. Yani günlük hayatta bile sıradan bahislerden bahsederken güvenmediğinizde, bırakın olmayı, konuşmayı aklınıza bile getirmiyorsunuz. Karşımdaki kişiye güven duygusunu aktarmak işimin temel taşıdır. Esasen kişiye ayna tutmak kalıyor geriye.

– Biyografi çizerken yaşadığınız en zor ya da en akılda kalıcı deneyimler nelerdi?

Kadın cinayetleri üzerine çizdiğim biyografiler ve Mahsa Amani hayatımın en zor iki eseriydi. Kızının öldürülen bir kadının annesi tarafından nasıl ölüme sürüklendiğini dinlemek benim için çok büyük bir yüktü. O anneye buradan saygılarımı iletmek isterim. Her eser, her biyografi kendi içinde bir farklılık ve etki bırakır. Her insan kendi merkezinde benzersizdir. Tüm çalışmaları kendi bünyemde değerlendirdiğimde ‘DREAM AND LOOP’ tablosu beni en çok etkileyen işlerden biri oldu. Masaya gerçek bir kadın cinayeti getirdim. Oradaki görüntülerin derinliğini dinlemek ve somutlaştırmak bile bir zorluğu beraberinde getirdi. Bu çalışmanın hem bu ülkede kadın olmanın zorluğuna değinmesi hem de kadın cinayetleri konusunda farkındalık yaratması açısından derin bir çalışma olduğunu kabul edebilirim. Tüm sanatsal çalışmalarım arasında beni en çok etkileyen tablo ‘DREAM AND LOOP’ tablosu oldu.

– Resimlerinizde üç boyutlu malzemeler kullanıyorsunuz ve bazen bu malzemeler yaptığınız kişiyle ilgili bile olabiliyor. Çizdiğiniz görsellerde kesinlikle subliminal bir ifade var. Renklerinizi, boyama tekniklerinizi ve malzeme seçiminizi hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?

Tabloyu hem coğrafi boyutuna hem de biyografisini çizdiğim kişinin karakterine uygun bir araçla kuruyorum. Renkleri kişinin ruh dünyasının derinliğine göre seçiyorum. Elbette malzemelerin yoğunluğu, kullanılan birçok karma teknik ve boyaların çeşitliliği biyografileri etkiliyor.

– Kişiye işi teslim ettiğinizde kendisini farklı bir açıdan görmek nasıl bir duygu, ilk tepkisi ne olur?

Aslında en büyük endişelerimden ve risklerimden birini sordunuz. Kişi kendini, kendi görüntüsünün yorumunu resimde göremiyorsa ben aynı şeyi hissetmiyorum demek değildir. Kişi kendisini karşısında başka bir silüetle görür. Doğduğu günden bugüne ve gelecek hayallerine kadar hayatından kesitleri duvarında gördüğünde, bazen hüzne, bazen geçmiş aşklarına ve kaybettiklerine bakar. Kahvesini birikimlerinin ve saatlerinin önünde yudumluyor. İlk tepkilerini bilmiyorum ama zaman geçtikçe tablo ile ortası arasındaki sırların derinliklerinin daha da anlam kazandığını söyleyenler çok oldu. Ayrıca zamanla duyguları değiştikçe yanında başka resimler de getirir. Bunu bir süreç olarak görüyorum. Zamanda yolculuk yaptıklarını, kaybettikleri ve biriktirdikleri görüntüleri her gün bir karede görmenin insan ruhuna uygun olduğunu söyleyen tam bir sanat aşığı oldu. Bu benim için bir motivasyon kaynağına dönüşüyor. Bazen başından sonuna kadar o hayatların bir parçası oluyorum.

-Sanat akımları arasında özgür üretimlere kapı aralayan değerli bir akım vardır. İzlenimcilik akımı, sanatçının kalıpların ve kuralların dışına çıkarak düşünsel varlığını ortaya koymasına, gördüklerini duygularıyla birlikte betimlemesine olanak sağlamıştır. Karşınızdakinin anlattığı ya da anlatamadığı hikayeyi dışarıdan dinliyor, duyup gördüklerinizi entelektüel varlığınızı ortaya koyarak resmediyorsunuz. İzlenimci olduğunuzu ya da alan açtığınızı söyleyebilir miyiz?

İzlenimci bir düşünceyle hareket edip somut gördüğüm nesne ve metaya göre hareket etmiyorum. İzlenimci bir yaklaşım benimsersem, bunu yalnızca içsel bir izlenimle yan yana koyabilirim. Bu akımla özdeşleştirecek hiçbir şeyim yok. İzlenimcilikte somut ve günün belirli saatlerinde güneş ışınlarının bir meta üzerindeki yansımalarını, özellikle de doğayı ve renkleri keşfetme çabası vardır. benimki tam tersi; daha çok gerçeküstü bir üslupla duygu ve imgelerden bahsetme çabası var.

– Birçok röportajınızda televizyon ve yayınlarda yer almayacağınızı, stant açmayacağınızı söylediniz. Kararınız o zamandan bu yana değişti mi?

Bu tarz bahisler biraz mayınlı bir bölge gibidir. Elbette dün söylediklerinizle bugün konuştuklarınız uyuşmalı. Sarsıntı bölgesine katkı sağlamak için birkaç yerle görüştüm. Yayınlarına takıldım ama çok minimaldi ve özellikle ne yapacağımızla ilgiliydi. Tabii özelde televizyon ve yayınlara katılım halim hala aynı ama stant için şartlar olgunlaşırsa yaklaşık 20 kişiyi çekecek bir proje üzerinde çalışıyorum. Dediğim gibi, kuralların bu stand için olgunlaşması gerekiyor. Ama hazır olduğumu söyleyebilirim.

– Eserlerinizi sanat galerilerinde sergilemek yerine neden bağımsız sanatçı olarak çalışmayı tercih ettiniz? Yani galerilere bağımlı olmadan sanatçı olarak nasıl başarılı olabilirsiniz ve galeri resmi hakkında görüşleriniz nelerdir?

Çok güzel bir noktaya değinmişsin. Sanatın piyasa koşullarına göre şekillendiği bir çağda yaşıyoruz. Galerilerin gereklerini ve piyasanın şekillendirdiği bir sanatı reddediyorum. Sanatçı bir eser ortaya koyuyor, toplum ve sanat adına katkıda bulunuyorsa, galeri talepleri veya piyasa koşulları onun üretiminin önüne konulmamalıdır. Galeri bağımlı kalıp piyasasının taleplerine olabildiğince bağımsız, özerk ve kendi fırçasını özgürce kullanarak cevap vermeyi kişisel olarak yanlış buluyorum. Galeri sanatçılarına neden böyle bir yol izlediklerini elbette sorgulamayacağım, benim haddime değil. Ben şahsen bu tür yaklaşımların sanatçının üretim sürecini baltaladığını düşünüyorum.

– Bir sanatçı tavrı olarak takdir ettiğim sarsıntı bölgesinde yönünüzü gösterdiniz. Hem çabanız hem de yardımınız paha biçilemez. Çalışmalarınıza sarsılan alanda devam ediyor musunuz, hangi seviyedesiniz?

Depremin ikinci gününden beri bölgedeyim. Önceliğim çocuklardı. Travmalarını ve manevi ruh hallerini bir nebze olsun hafifletmeye çalışıyorum. Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Gaziantep’te aktif faaliyetlerimiz oldu. Benim katılmadığım ama örgütlü bir şekilde temas ettiğim Kahramanmaraş ve Malatya’dan sonra diğer illere giderken seçim çalışmalarının ortasında bulduk kendimizi. Bu süreçte seçim çalışmalarına konu olmamak adına yakın gelecekte özellikle Hatay’da sanatsal çalışmalarla çocuklarımızın yanında olmaya devam edeceğim.

– Yakın zamanda ülkemizde bir seçim oldu ve halen devam eden bir süreç var. Bazı sanatçıların seçimlere doğru geldiği durumu sizde görmedik. Sizce sanatçı taraf tutmalı mı yoksa fikrini açıkça söylemeli mi?

Bu sanatçının kendisiyle ilgili. Etkileyebileceği kitleyi bir siyasi parti lehine kanalize etmeye çalışıyorsa elbette saygı göstermelidir. Seçmen nezdinde bir duruşu ve tepkisi varsa siyasi partiye yönelebilir. Bu konudaki kanaatim şu: Bir sanatçının dünya görüşünü bir siyasi parti aracılığıyla beyan etmesi, onu seven ama birebir siyasi tercih yapamayan çevreleri üzebileceğini, sanatı ve kişiliğiyle olumsuz bir tavır sergileyebileceğini düşünüyorum. . Dünya görüşünü, ideolojisini açıklamakta bir sakınca görmüyorum ama bunu bir siyasi parti aracılığıyla yapmasını da doğru bulmuyorum.

– Peki, sanatınızdaki hangi temalar ve çıkarlar sizin için en öncelikli ve ilham verici?

Önceliğim tabii ki insanların gerçek hayat hikayeleri, biyografileri. Geçenlerde Mem û Zin destanını, hanımın öldürülmesini ve Mahsa Amini’nin biyografisini çizdim. Toplumda tepkileri büyük olunca sanata ilham verdikleri bir gerçek.

– Sanatsal yolculuğunuzda yıllar içinde ne gibi gelişmeler gözlemlediniz, değiştiğinizi düşünüyor musunuz?

23 yıllık bir macera elbette değişim gerektirir. Yaşım ilerledikçe kendimde ve sanatımda değişimlere tanık oldum. Sanatsal anlamda gerçeküstü işlerle başladığım yolculuğumda kendi imgelerimle ilerledim. Bugün ise hiç tanımadığım, adını duymadığım insanların hayatlarına dokunuyor, hayatlarında yürüyor ve ruhlarına ayna tutuyorum. Bu sayede hem her insanın hayatını keşfediyor hem de kendilerini farklı bir şekilde görme fırsatı sunuyorum.

– Sizi diğer ressamlardan ayıran nedir? Kendi tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Kendimi aynı yerde konumlandırmak kibirli olur çünkü her ressamın çizgisi ve sanata bakış açısı farklıdır. Ancak meslektaşlarımdan farklı olduğum nokta muhtemelen üretim sürecim. Üretim sürecimde asla yalnız değilim. Üretimlerim insan biyografilerine dayanmaktadır. Onsuz, prodüksiyonlarım olmazdı. Kendimi tanımlayabileceğim tek bir cümle var: Gerçeküstü bir biyografi yazarı olduğumu söyleyebilirim.

– Günümüzde sanatın ruh ve beden sağlığı üzerindeki etkileri birçok çalışmada karşımıza çıkmaktadır. Özellikle son 20 yılda sağlıklı beslenmek, spor yapmak ve yürüyüş yapmak kadar sanatın da yaşam kalitesini arttırdığı araştırmaların ortasında. Ülkemize değer veriyorsanız, sanatın yumuşatıcı gücünden hakkıyla yararlanıyor muyuz? Şunu da eklemek isterim, sizce Türkiye’de sanata ve sanatçılara bakış açısı nedir? Gerekli ilgi ve bilgiye sahip misiniz?

Maalesef ülkemizde sanatın seçkin insanlar için var olduğuna dair bir yanılgı var. Örneğin, bir tabloyu bir stantta izlemek pratik olarak faydalı değildir ve kitap okumanın insanların fiziksel ihtiyaçlarını karşılamadığı tamamen pragmatik bir bakış açısıyla değerlendirilir. Bu şekilde sanat ancak beğeniye hitap eden bir yanılsama olarak algılanabilir. Ancak sanat, yaratıcı fikirlerin eseri olarak toplumların önünü açan bir gerçeklik olmuş, tarihi olarak toplumlara yol gösterici ve pusula olmuştur. Ancak Türkiye’ye sosyo-kültürel açıdan baktığımızda, eğitim ve ekonomik koşulların insanlar arasında inanılmaz bir fırsat eşitsizliği yarattığını görüyoruz. Bu durum sanatın geri planda tutulduğunu ve gelecekte de tutulacağını göstermektedir.

Türkiye’de sanatı iki olumsuz zeminde değerlendirmek mümkündür. Birincisi, sanata pragmatik bir bakış açısıyla değer vermek, kişinin nihai olarak faydalı olup olmadığını sorgulamaktır. Oburluk ise sanatın siyaset tarafından olumlu ya da yasaklanmış bir şekilde siyaseten kullanılmasıdır… Sanatın uyarlayıcı gücünden de bahsetmek gerekir; Kişinin hayal gücü ile iç içe olması hem fiziksel hem de ruhsal olarak onarıcı bir etkiye sahip olacaktır.

– Gelecek projelerinizden bahseder misiniz? Sizi heyecanlandıran yeni çalışmalar veya hedefler var mı?

En büyük projem, bugün adını açıklamayacağım bir kişiyle ortak stant çalışması. Bu proje beni heyecanlandırıyor. Ancak iş arkadaşımın projedeki ilerlemesi oldukça yavaş olduğu için tarih verme konusunda tereddütlerim var. Ayrıca fotoğraf çalışmalarımı stant salonları yerine tarihi kalıntılarda sergilemek istiyorum. Ayrıca 20 kişilik istekli bir ekiple biyografi çalışmalarıma devam etmekteyim. Taslak olarak birçok proje olmasına rağmen burada açıklama yapmadan anlatmak yanlış olmayacaktır. Aşk.

Röportaj: Hande İpekgil

instagram

heyecan

Bu makalede ortaya konulan fikir ve yaklaşımlar tamamen yazarlarının özgün fikirleri olup, Onedio’nun yayın politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

haber-bahcelievler.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

paslanmaz korkuluk Ankara evden eve nakliyat
Başa dön tuşu